19 Nisan 2011

İlk adımlar

İnternet üzerinden sizinle iletişim kurabilmek için adım atıyorum ve bu benim için çok heyecan verici. Ben bilgisayar ile büyümedim, onunla ilk kez tanıştığımda bir iç hastalıkları uzmanıydım.

Dün 2 yaşında bir çocuğun IPad oynularını nasıl kullandığını görünce, arkama bakmadan kaçmak istedim. Böyle bir duygu durumundayım. Bu nedenle, blog macerasında hatalar yaparsam beni hoşgörün lütfen. Ben 25 yıllık hekimim (1986 İstanbul Tıp mezunları olarak bize plaket veren ve bu gerçekle yüzleşmemize neden olan İstanbul Tabip Odası’na teşekkürler, çok zarif bir girişimdi. 20’li yaşlarımıza döndük ve hüzünlendik).

Hekimlik benim yaşam tarzım. Hergün pek çok hasta ve yakınları ile karşılaşıyor, iletişim kuruyor ve onlara bilgi ve deneyimlerim doğrultusunda yardımcı olmaya çalışıyorum. Hasta hekim ilişkisinin olağanüstü bir yanı vardır; yalın, içten ve doğal bir ilişkidir bu. Hasta hekimine inanır ve güvenirse, onun yanına yalnızca yardım arayan bir insan olarak girer, sosyal statü, eğitim düzeyi, mesleki başarılar, başarısızlıklar ve daha bir sürü özellik kapının dışında kalır. Hekiminiz sizi sıcak bir yakınlıkla karşılarsa, onunla yalnızca hastalığınız ile ilgili sorunları değil, yaşamınızda sizi mutlu veya mutsuz eden pek çok özel konuyu da paylaşırsınız. Bu içten ve güven temelli iletişimin hekim açısından son derece önemli olduğunu söylemek isterim. Hekimlik mesleğini özel kılan ve hekimin yaşamını anlamlandıran bir deneyimdir bu ve yerini hiçbir şey alamaz. Uzun yıllardır izlediğim hastalarımı görünce sevinir ve mutlu olurum. Onların çocuklarının başarıları, aile büyüklerinin kayıpları, torunlarının doğumu, kederleri, sevinçleri bana başka yaşamlara dokunarak yaşamanın zenginliğini sunar. Hastam ile muhabbete başlayınca zaman akıp gider. Zaman yetersizliği bir sıkıntıdır. Blog bu nedenle önemli benim için. Sizlerle beraberken ifade edemediğim pek çok konuyu ele almak için bir ortam oluşturmaya çalışıyorum. Amacım bu köşede sizlerle yalnızca tıbbi bilgilerimi değil, mesleğim ile ilgili olmayan çeşitli konularda okuduklarımı, izlediklerimi, dinlediklerimi, yolculukların sırasında yaşadıklarımı, kısacası dikkatimi çekenleri sizlerle paylaşmak. Umarım okumaktan keyif alırsınız.

Japonya’daki deprem ve Fukushima nükleer santrali felaketi gibi ciddi konular ruhumuzu karartıyor. Böyle bir ortamda sizlere şişmanlığın neden olduğu sağlık risklerinden söz etmek abes görünebilir. Ama bunu yine de yapacağım.

Üyesi olduğum Türk Obezite Vakfı’nın GSK desteğiyle oluşturduğu www.kilokontrolhareketi.com sayfasına girmenizi de önereceğim. Bilgilendirici ve yönlendirici, hoş bir web ortamı (Gördünüz mü, jargona hakim olmaya başladım bile :)).

Ülkemizde ardı ardına yapılan epidemiyolojik araştırmalar obezite sıklığının %30’u aştığını gösterdi. Medyada güncelliğini hep koruyan ve ciddi boyutlarda istismar edildiğini de düşündüğüm bu konuya bir köşe ayırdım. Obeziteye ilişkin yapılmış olan bilimsel araştırmaları, kaynaklarını da göstererek kısaca özetleyeceğim. Tıbbi literatürün hasta tarafından takip edilmesi, bilgi kirliliğinin önüne geçilebilmesi açısından son derece önemli.

Hamburg Üniversitesi’nde katıldığım bir eğitim programı, hastalara tıbbi kanıtların nasıl değerlendirilmesi gerektiğini öğretiyor ve kendi tedavileri konusunda etkin rol almalarını sağlıyordu. İsterseniz daha sonra ayrıntılı olarak ele alırım. Bilgi kaynağınız hekimlere yönelik araştırmalar olursa, doğru kanıtlara ulaşmış olursunuz.

Sizin için seçtiğim literatürler konusunda sizlere ayırdığım köşeden bana yazabilir ve “istek yapabilirsiniz” :) Ve tabii ki diyabet temel konumuz olacak her zaman. Yine literatürü yani tıbbi yayınları özetleyecek ve sorularınıza cevap vereceğim. Zaman yetersizliği nedeniyle sizlerle yüzyüze iken değinemediğim konuları ele alabileceğim. Bana şans dileyin.

Sevgilerimle.

« Geri