03 Haziran 2011

Çocukluğumda

Baharın geldiğini Bakırköy’ün gelincik tarlalarından anlamak nasıl bir rüyaymış meğer. Ceviz ağacının dallarına salıncak kuran dedemin kocaman ellerinden kurtulup koşmak. Kiremitin üstünde kırdığım taze cevizin siyahına boyanmış ellerimi, annemin diktiği şortuma silip yine koşmak. Eğri büğrü kaldırımlara düşüp, yaralanan dizlerime saplanan  taşları bir hamlede çıkarıp yine koşmak… İzleri hala dizlerimde.

Arka bahçe kömürlüklerinde doğan gözü açılmamış kedi yavruları. Giriş katındaki komşunun zilini çal susadıysan. Aman çok içme sakın! Oyun bırakılıp tuvalete çıkılır mı? Sonra yakantopa başkası giriverir.

Bugün karneler alındı. Kimin umurunda karneler, kimse sormuyor bile! Program yapıldı bile! Sitenin otoparkında buluşlup bisikletlerle Ataköy’e gidilecek. Aman dikkat, 3. Kısım sınırında bataklık başlıyor, ancak oraya kadar. En hızlı bisikletçi benim, patenci de Sezoş. Eyvah, tekerlek patladı galiba. Neyse, ben hallederim, yokuşu inince bisikletçi var. Kirli elleriyle suya batırıp patlağı buluverir. Parayı yarın da versem olur. Bugün çokomel aldım Cafer Bakkal’dan, param bitti. (Herkes meysu alır, ben alamam, annem kızar. )

Yaz yağmuru ve ıslak toprak. Beş taş ya da çivi oynanır şimdi. Mahallenin oğlanları kadar iyi olmak gerekli. Acaba kimsecikler yokken evin önünde biraz çalışsam mı? Zaten ip atlamayı da evde öğrenmedim mi, anneannem ve dedem sallarken.  

Bugün beş çayını kim hazırlar? Işın’da mıyız yine? Sütün kaymağına bal döküp yeriz. Kilom kaç ne bileyim ben? Boyum mu, o da mutfak kapısının pervazında işaretli, gidin bakın.  Biz şişman olmadık ki hiç. Saçımızı tarar çıkarız sokağa. Giysilerimizi annemiz diker. Hepimiz çok güzeliz.

Herkes arkadaş, herkes dost. Kimse kimseyi satmaz. Mahallenin çocuklarıyız biz. Kolejli, tembel, zengin, çalışkan, başarılı, başarısız, kısa, uzun, güzel, çirkin, yok. Çalışan anne ve babaların çocuklarıyız biz, içimizde hep özlem…Birbirimizi koruruz, mahallemizi, sokakta oynamayı, pateni, bisikleti topu, Barış Manço’yu, Bony M’i severiz. Kavgalarımızda şiddet yok, cebimizde çok paramız yok. Gereken alınır, her alınan paylaşılır. Yan bahçeden erik bile çalmayız. Çok ekşi, berbat bir erik, ama bizim değil, komşunun. O verirse, tamam. “Yerli Malı Haftası”nı kutlarız.

Sokağın başında annemiz görününce akşam saatlerinde, sevinç ve hafif bir endişe biraraya gelir: “yaşasın annem geldi” ve “ya hemen eve çağırırsa”. Bilgisayarı bilmeyiz biz, habire konuşuruz. Kitaplarımız var bizim. Yaz arkadaşlıklarından gelen mektupları bekleriz. Şarkı söyleriz, birlikte dans ederiz. Yaz bitince üzülmeyiz, çünkü biz hiç ayrılmayız.

(Sezoşum’a, Işın’a, Funda’ya ve artık melek olan Hakan’a ve tüm siteye)

« Geri