13 Aralık 2011

KIRGINIM

Kırılmak çok naïf bir duygu. İnsan ancak yakınlarına, sevdiklerine ve önemsediklerine kırılır. Duygu bağınız yoksa kırılmazsınız. Örneğin, marketteki kasa kuyruğunda beklerken, arabasını sizinkinin önüne itekleyen kadın sizi kıramaz, olsa olsa kızdırır. Veya işyerinizdeki yeni müdür sizi durmadan eleştirirse öfkelenebilir, hırslanabilir, işi tavsatabilir veya müdürün arkasından konuşabilirsiniz. Ama kalbiniz bütün bu duygulardan korunur, hüznü işe karıştırmaz, hayal kırıklığına uğramaz, incinmezsiniz.

İşim yaşantımdaki en önemli birkaç kalemden biri. 25 yıldır her sabah Cerrahpaşa’ya gidiyorum. Her köşesini çok iyi tanıyorum, oradaki değişkenliği ve dinamizmi çok seviyorum. Bebeğim orada doğdu, eşimi, en yakın dostlarımı orada tanıdım. Çok iyi hocalarım oldu, mesleğimi onlardan öğrendim. Öğrencilerime ders anlatırken hep heyecanlandım. İnsanlara yardım etmek yaşamıma anlam kattı, gerisini hiç düşünmeden çalıştım. Bir de baktım ki yıllar akıp gitmiş, yorgun gençliğimi de sürüklemiş ardından. 

Ve tam 25 yıl sonra bir sabah gazeteden öğrendim ki artık ben Cerrahpaşa’da hekim değilmişim, hastalara dokunamaz, vizit yapamaz, reçete yazamazmışım. Çünkü benim saat beşten sonra gittiğim muayenehanem varmış.

Kırgınım ve boğazımda bir düğüm var. Çok eski bir dostu kaybetmekten korkuyorum. Biliyorum, kırılmak çok naïf bir duygu, ama böyle. Yirmi yıl önce akut lösemiden ölmekte iken elimi sıkıca tutan genç hastamı terketmek gibi Cerrahpaşa’dan kopmak zorunda bırakılmak. Kendimi çok kötü, çok haksızlığa uğramış hissediyorum. Haketmiyorum. Belki saçma, ama küsüyorum. Ve hepimiz için çok üzülüyorum.

« Geri