02 Mart 2011

Yorgunluk

Dinlenince geçen basit bir yakınma mı, yoksa bazı ciddi hastalıkların önemli bir belirtisi mi? Yorgunluk çağımızın yakınmasıdır. Günümüzde herhangi bir nedenle hekime başvuran hastaların %20’si yorgunluktan şikayet etmekte ve Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl 10-15 milyon hasta kronik yorgunluk nedeniyle izlenmektedir.

Yetiştirmek zorunda olduğumuz işler, aralıksız ve dinlenmeden saatlerce süren çalışma dönemleri, uykusuz kalınan geceler ve durmaksızın tekrarlayan bu döngü zamanla bütün enerjimizi tüketir ve sürekli bir yorgunluk yakamıza yapışır. Kısa bir hafta sonunun ardından yeniden yoğun iş hayatına dönmek zorunda olduğumuz pazartesi günleri, gözümüzü açar açmaz, daha henüz yataktan bile kalkmadan kendimizi isteksiz ve bitkin hissederiz. Yalnızca uykuyu özlediğimiz o günlerde nasıl olduğumuzu soranlara hep aynı cevabı veririz: “Çok yorgunum!” Yorgunluğun tanımı nedir? Herhangi bir işi tamamlayacak güce sahip olmadığını hissetmek, gönüllü olarak bir işe başlamaya karşı isteksizlik hali, motivasyon ve enerji kaybı yorgunluk olarak adlandırılır. Hücreler arası iletişimi sağlayan maddeler olan sitokinlerin stres durumunda artarak endokrin sistem ile sinir sistemini çok yönlü olarak etkilediği ve yorgunluğu ortaya çıkardığı düşünülmektedir. Fizyolojik olarak yorgunluğu dinlenmeye yönlendiren bir uyarı gibi kabul etmek doğrudur.

Aşırı fiziksel ve psişik stresten vücudu korur ve de bu şekilde stresin yol açabileceği hastalıkların gelişimini önler.Ancak, kronik yorgunluk hali düşünme ve üretme kapasitesini önemli olçülerde etkiler. Yorgun kişi dikkatini toplayamaz, bu nedenle sıkıntılı, endişeli, kaygılı ve öfkelidir. İşinde hata yapma olasılığı artar ve çalışma saatleri düzensiz olan mesleklerde bu durum ciddi sonuçlar doğurabilir. Yapılan bilimsel araştırmalar yorgunluğun gerek fiziksel, gerekse ruhsal performansı önemli ölçülerde düşürdüğünü göstermektedir. Yorgunluk çok fazla çalışmanın ardından ortaya çıkan ve bedenin dinlenme gereksinimini yansıtan doğal bir sonuç olabileceği gibi, nörolojik hastalıklardan, uyku bozukluklarına, tiroid bezi hastalıklarından diyabete kadar pekçok ciddi hastalığın belirtisi de olabilir. İstemli bir bedensel faaliyetin kusursuz olarak gerçekleşebilmesi için sinir sisteminin, kasların, endokrin sistem ve hormonların ve tabii ki psişik algılama mekanizmasının birbiriyle uyumlu ve kusursuz olarak işlemesi gereklidir.

Bu dengeyi bozan herhangi bir hastalığın varlığında ilk belirtilerden biri olarak yorgunluk ortaya çıkabilir. Yeterince uzun bir dinlenme süresinin ardından düzelme göstermeyen, somatik yani psikolojik kökenli olmayan, olağan bedensel faaliyetleri dahi kısıtlayan ve başka belirtilerin eşlik ettiği yorgunluğun farkedilmesi halinde, altta yatan bir hastalık olabileceğinden kuşkulanmak gerekir. Hastalıkların seyri sırasında ortaya çıkan yorgunluk, fiziksel ve ruhsal yüke fizyolojik cevap olarak gelişen yorgunluğun aksine stresten korumaz, yeni bir stres kaynağı oluşturur.

Yorgunluğa yol açan hastalıklar arasında en sık karşımıza çıkanları aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:

1. Diabetes Mellitus
2. Anemiler
3. Depresyon ve diğer psikiyatrik hastalıklar
4. Kalp yetersizliği
5. Kronik alkol ve kokain vb. kullanımı
6. Kronik ağrı yapan hastalıklar: Migren, fibromiyalji, romatizmal hastalıklar vb.
7. Uyku bozuklukları: Uyku apnesi, narkolepsi vb.
8. Nörolojik hastalıklar: MS, kas hastalıkları vb.
9. Endokrin hastalıklar: Hipotiroidizm, Addison Hastalığı vb.10. Karaciğer ve böbrek yetersizliği
11. Kanserler
12. Enfeksiyon hastalıkları: Tüberküloz, parazitler, infeksiyoz mononukleoz, AIDS vb.
13. İlaçlar: Antihistaminikler, hipertansiyon ilaçları, uyku ilaçları, idrar söktürücüler vb.

Yorgunluk, belirtilen hastalıklardan sadece birine özgü bir yakınma olmaktan ziyade pekçok farklı hastalığın ortak yakınması olabilen genel bir bulgudur ve yorgunluğun şekli, altta yatan hastalığın aydınlatılması açısından büyük önem taşır. Belirtilen hastalıklarda yorgunluk genellikle tek belirti değildir, eşlik eden başka şikayetler de bulunur. Şimdi bu hastalıkların bazılarındaki belirgin özelliklere kısaca bir göz atalım.

Toplumun yaklaşık %10’unda görülen şeker hastalığı, yani diabetes mellitusun en erken belirtilerinden biri yorgunluk ve halsizliktir. Vücudun ana enerji kaynağı olan glukozun kaslarda enerjiye dönüştürebilmesi için kanda yeterli miktarlarda insulin bulunması şarttır. Diyabetli kişilerde pankreasın insulin yapımı yetersizdir ve buna bağlı olarak kaslar glukozu kullanamaz, kan glukozu yükselir ve bir süre sonra idrarla atılmaya başlar. İşte bu dönemde hasta kendini sürekli yorgun, halsiz, bitkin ve güçsüz hisseder. Bunun yanı sıra diyabetli sık idrara çıkar, çok su içme gereksinimi içindedir ve sürekli acıkır. Konsantrasyon güçlüğü ve görme bulanıklığı tabloya eşlik edebilir.

Yorgunluğun en sık nedenlerinden biri olan diyabette tanı koymak için açlık kan şekerinin ölçülmesi yeterlidir. Önemli olan fazla vakit kaybetmemektir, çünkü erken dönemde önlem alınmazsa idrarla glukoz atılımı giderek artar, aşırı tuz ve sıvı kaybına ve daha birçok bozukluğa yol açabilir.

Bir diğer yorgunluk nedeni anemilerdir. Toplumumuzda en sık raslanan anemi şekli demir eksikliği anemisidir. Kadınlarda adet dönemlerinde gözlenen sürekli demir kaybına ve gıda ile yeterli demir alınamamasına bağlı olarak kolayca demir eksikliği anemisi ortaya çıkar. Gebelik dönemleri anemi gelişimi açısından özellikle dikkat edilmesi ve iyi beslenmesi gereken dönemlerdir. Bunun yanı sıra B12 ve folik asit gibi vitaminlerin yeterli alınmaması da yine anemiye yol açabilir.

Anemilerde, eforda ortaya çıkan yorulma, nefes darlığı ve çarpıntı gözlenir. Bu şikayetlerin ortaya çıkışı aneminin gelişme hızı ile paralellik gösterir. Yorgunluk kalp hastalığının işareti de olabilir. Kalp yetersizliğinin en önemli belirtileri eforda nefes darlığı, yorgunluk, çarpıntı ve efor kapasitesindeki azalmadır. Hem anemide hem de kalp yetersizliğinde görülen ortak özellik, kasların ve diğer dokuların yeterinde oksijen alamaması ve kullanamamasıdır. Tıpkı anemik hastalarda olduğu gibi kalp yetersizliğinde de her zaman rahatlıkla ve nefes nefese kalmadan sürdürülebilen fiziksel aktiviteler artık yapılamaz olur. Rahat yürünebilen mesafe kısalır, çıkılabilen basamak sayısı azalır, kolayca ortaya çıkan yorgunluk, nefes darlığı ve yorgunluk durmaya ve dinlenmeye zorlar. Bu tarz yakınmalar kalbin kan pompalama gücünün azaldığına işaret eder ve acilen hekime başvurmamız konusunda bizi uyarmalıdır.

Uykudan uyanmada güçlük ve uyanır uyanmaz ortaya çıkan aşırı yorgunluk hali, depresyona işaret edebilir. Depresyon kişi tarafından farkedilmeden uzun süre sinsi seyredebilir. Yaşama karşı isteksizlik ve mutsuzluk yorgunluğa eşlik ediyorsa depresyonda olabileceğimizi gözardı etmemeliyiz. Yorgunluk ve gün içinde sık sık tekrarlayan uyuklama eğilimi uyku bozukluklarını düşündürür. Uyku kalitesinin bozulduğu ve uykuda geçen sürenin kısaldığı hastalıklar olan uyku bozukluklarında belirtiler çoğu zaman geç farkedilir. Geceleri yetersiz uyuyan kişi gün içinde uyuklama halindedir.

Uyanık olunması gereken saatlerde ortaya çıkan uyku ihtiyacı, kişinin dikkatinin dağılmasına ve ciddi hatalar yapmasına neden olabilir. Örneğin araba kullanan kişi direksiyonda aniden uyuyarak kaza yapabilir. Bu nedenle, süregen yorgunluk halinden yakınıyor ve gün içinde aniden uyku ihtiyacı hissediyorsak uyku bozukluğu olabileceğini düşünmeli ve bu konuda uzman bir nöroloğa danışmalıyız.

Kanser ve tedavisi sırasında gözlenen yorgunluk, yaşam kalitesini bozan en önemli nedenlerden biridir. Yaşanan psikolojik sıkıntılar, tedavide kullanılan ilaçların yan etkileri, tedavi sırasında ortaya çıkan anemi ve enfeksiyonlar gibi ek sorunlar da yorgunluğa neden olabilir. Yorgunluk günlük aktivitenin sürdürülmesini engelleyecek kadar şiddetli olabilir ve tedavi bu durumdan en az ağrı kadar ciddi şikayet nedenidir. Bu yakınma hastalık iyileştikten sonra uzun bir süre daha devam edebilir ve bu durumun nedeni hala kesin olarak aydınlatılabilmiş değildir.

Yorgunluğa yol açan bir diğer önemli hastalık grubu endokrin hastalıklardır. Tiroid bezinin az çalışması yani hipotiroidi varlığında ortaya çıkan en erken belirtilerden biri yorgunluktur. Böbreküstü bezinin yetersizliği yani Addison hastalığı da yine yorgunluğa nedeni olabilir. En sık böbreküstü bezinin otoimmun hasarına bağlı olarak gelişen Addison hastalığı çok nadir görülür, ancak uzun süre farkedilmez ve tedavi edilmezse kötü sonuçlara yol açabilir. Bu hastalıkta ortaya çıkan yakınmalar kortizol yapımındaki yetersizliğin sonucudur ve yorgunluğa eşlik eden iştahsızlık, kilo kaybı ön plandadır. Bunun yanı sıra hasta kas güçsüzlüğü ve ağrıları gibi yine hastalığa özgü olmayan yakınmalar da ifade edebilir. Uzun süreli yorgunluklarda diğer nedenlerin yanında akla gelmelidir.

Kronik yorgunluk pek çok nörolojik hastalığın belitisi olabilirse de multipl sklerozda, inmelerden sonra, çocuk felcini takiben, kas hastalıklarında ve kronik yorgunluk sendromunda en belirgin şekliyle gözlenir. İlerleyici nitelikli olabilen nörolojik hastalıkların tanısında önemli bir belirti olarak yorgunluk gözardı edilmemeli, ancak her yorgunluk hisseden kişi tarafından nörolojik hastalık belirtisi olarak algılanmamalıdır.

Özetlenecek olursa, yorgunluk bedenin fiziksel ve ruhsal streslere cevap olarak geliştirdiği bir çeşit koruma mekanizmasıdır. Ancak kronik yorgunluk bedensel faaliyetleri önemli ölçüde engelleyerek yaşam kalitesini azaltır. Bunun yanı sıra yorgunluk pek çok hastalığın seyrinde ortaya çıkabilir ve bu durum mutlaka ayırdedilmelidir.

Yorgunluğun tedavisinde ilk yaklaşım, hiç kuşkusuz herhengi bir hastalığın bulunmadığından emin olmak ve varsa önce o hastalığı tedavi etmektir. Bunun dışında mevcut olan kronik yorgunluğun varlığında ilk yapılması gereken düzensiz egzersiz programına başlamaktır. Egzersiz fiziksel stresle başa çıkma gücünü artıran en etkili yöntemdir. Yapılan araştırmalar egzersiz yaptıkça yorgunluğun azaldığını ve egzersiz kapasitesinin arttığını göstermektedir. Her ne kadar kıpırdamaya gücü olmayan birisine egzersiz önermek tuhaf olarak algılanabilirse de, yavaş başlanan ve kademeli olarak haftada üç saate kadar artırılan aerobik egzersiz ile gerçekten şaşırtıcı sonuçlar elde edilebileceği görülecektir.

Tedavideki bir diğer yaklaşım ise, kişiye psişik stresle başa çıkmanın yollarını öğretmek ve bu amaçla psikolojik veya psikiyatrik destek vermektir. Bu önlemlerin dışında, yorgunluğa son verecek ve etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış herhangi bir özel ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Düzenli ve dengeli beslenen kişilerde günlük diyete vitamin ilavesi gerekmez, ancak yoğun yaşam koşullarının gıda alımını bozduğu bireyler günlük vitamin gereksinimlerini karşılayacak şekilde bir multivitamin tableti almalıdır. İlave olarak verilecek olan herhangi bir vitamin veya mineral ile ek bir yarar sağlamak mümkün değildir.

« Geri