DİYABET KÖŞESİ
OBEZİTE KÖŞESİ

Cerrahi tedavi aşırı obezler için kabul gören ve çok yararlı bir tedavi şeklidir. Vücut kitle indeksi 40kg/m2’nin üzerinde ise, yüksek sağlık riskleri mevcutsa ve diyet ile kilo verilemiyorsa, cerrahi tedavi uygulanır. Obezite cerrahisi ayrı bir uzmanlık dalıdır. Bu tarz ameliyatler deneyimli cerrahlar tarafından uygulandığında ve sonrasında yakın takip sürdürüldüğünde ciddi kilo kaybı sağlar. Hastalar 3 yıl gibi bir sürede kilolarının en az %30’unu kaybederler. Bunun yanı sıra şeker hastalığı , hipertansiyon, eklem problemleri gibi obeziteyle ilişkili pek çok sorun için çozüm sağlar.

Şeker hastalığı, yani Diabetes Mellitus, adından da anlaşılacağı gibi bir hastalıktır. Şeker hastalarının %80’i şişmandır. Şişmanlık ve buna bağlı olarak ortaya çıkan insülin direnci, diyabet riskini arttıran en önemli faktördür. Şişmanlığın insülin direncini kırmaya yönelik olarak, pankreas insülin üretimini artırır ve şeker normal sınırlarda tutulmaya çalışılır. Pankreasın insülin yapımında aileden gelen bir bozukluk varsa, insülin yetersizliği ve diyabet gelişir. İnsülin eksikliği olmadan şeker ortaya çıkmaz. Şeker hastalarının tümünde ortak olan bir özellik, pankreasın insülin üretimindeki bozukluktur. Şeker hastalarının zayıflaması, ki bu zayıflama en az %15 oranında olmalıdır, hiç kuşkusuz insülin direncini azaltarak mevcut insülin düzeylerinde şekerin kontrol altına alınmasını kolaylaştırır. Sadece kilo vermek bu etkiyi sağlar, bir dönem şeker yememek çözüm değildir. Ara sıra küçük miktarlarda şekerli gıda kaçamakları yapmak ciddi bir hata değildir. Yapmanız gereken, hekiminizin önerdiği diyabet tedavisine başlamak ve bu arada kilo verme programına girmektir.

Menopoz obezite riskinin arttığı, östrojen düzeyindeki azalmaya paralel olarak şişmanlama eğiliminin ortaya çıktığı bir dönemdir. Menopozdaki kadınlarda bazal metabolizma bir miktar yavaşlar. Ayrıca, kadının hayatında yeni bir sayfanın açıldığı bu dönemde yaşam tarzı değişikliğine bağlı olarak gıda tüketimi artabilir ve kolayca kilo artışı ortaya çıkar. Bu nedenle, menopoz ile birlikte mutlaka egzersize başlanmalı ve doğru beslenmeye özen gösterilmelidir. Egzersizin ayrıca osteoporozun önlenmesinde de büyük yarar sağladığı unutulmamalıdır.

Gebelik diyabeti, 24. gebelik haftasından sonra ve gebelik hormonlarının yarattığı etki ortaya çıkan bir durumdur. Doğumdan sonra düzelir. Ancak şeker düzeylerinin gebelik boyunca normal sınırlar içinde tutulması bebeğin sağlıklı gelişimi açısından büyük önem taşır. Şekeri düşürmek için önce tıbbı beslenme tedavisi planlanır. Gebe 2 hafta süreyle açlık ve tokluk şekerlerini takip eder. Gebelikte açlık şekeri 95 mg/dl, 1. saat tokluk 140 ve 2. saat tokluk şeker ölçümleri ise 120 mg/dl’yi aşmamalıdır. Eğer değerler limitlerin üzerinde ise yapılacak tek şey insülin başlanmasıdır. Gebelikte şeker düşürücü hapların kullanımı önerilmemektedir. Tedavide kullanılan insülinin plasentayı geçerek bebeğe zarar vermesi sözkonusu değildir. Önemli olan gebelik boyunca doğru dozlarda insülin uygulanması ve şeker düzeylerinin bu belirtilen sınırlar içinde tutulmasıdır. Bebeğe insülin değil yüksek şeker zarar verir. Yapmanız gereken, vakit geçirmeden insüline başlamaktır.

Reaktif hipoglisemi bir hastalık olmaktan çok fonksiyonel bir bozukluktur. Gıda alımını takiben pankreas insülin yapımını artırır ve tokluk şekerinin fazla yükselmesi önlenir. Gıdanın şeker içeriği, pankreasın ürettiği insülin miktarını belirler. Ne kadar çok şeker yüketilirse, o kadar fazla insülin üretilir. Gıdadaki şeker miktarının yanısıra, hangi tipte şeker içerdiği de önemlidir. Bazı gıdalar, örneğin tatlılar, meyve suları, beyaz ekmek, çabuk sindirilir ve içindeki şeker hızla kana karışarak, üretilen insülinde yine hızlı bir artışa neden olur. İnsülindeki bu belirgin artış, kan şekerini normal değerlerin altına düşürebilir ve bu durum reaktif hipoglisemi olarak adlandırılır. Reaktif hipoglisemide şeker 50 mg/dl’nin altına düşebilir. Yemekten 3 saat sonra ortaya çıkan bu ciddi düşüş kişide terleme fenalık açlık hissi ve uyku hali gibi yakınmalara yol açabilir. Reaktif hipoglisemi, şişman ve ailesinde diyabet bulunanlarda diyabet habercisi olabilir. Ancak, genellikle yanlış beslenmenin bir sonucudur. Diyabet riskiniz konusunda hekiminize danışınız. Sık aralarla beslenme ve dengeli karbonhidrat alımı yakınmalarınızı geriletecektir.

Tip 1 diyabet mutlak insülin eksikliği sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Öğünlerden hemen önce ve gece uygulanan iki ayrı tip insülin ile tedavi edilir. Tedavinin amacı, kan şekerinin normal sınırlar içinde tutulmasıdır. Tip 1 diyabet kesinlikle gebeliğe engel oluşturmaz. Ancak, diyabetli anne adayının gebeliğe hazırlanması gerekir. Gebelik öncesinde ve sürecinde A1c düzeyleri mutlaka %6.5’tan düşük olmalı ve gebelik sürecinde ecde düzenli şeker ölçümleri sürdürülerek gerekli insülin doz değişiklikleri yapılmalıdır. Endokrinolog ve kadın doğum uzmanının işbirliği ile takip edilen ve iyi kan şekeri kontrolü sağlanan diyabetli kadının gebeliği ve bebeği risk altında değildir. Dolayısıyla, nişanlınızın Tip 1 diyabet olması, bebek sahibi olmamanız için bir neden değildir.

Her tiroid bezi hastalığı kilo aldırmaz. Tiroidin yavaş çalışmasına, yanı hipotiroidiye neden olan hastalıklar kilo aldırabilir, ancak uygun dozlarda tiroid hormonu verilmesi ile bu risk ortadan kalkar.

Koltuk altı, kasıklar ve ensedeki deri kıvrımlarının siyah renk alması, "akantozis nigrikans" olarak adlandırılır. Bu durum, insülin direncinin bir göstergesidir. İnsülin direnci ise başta Tip 2 diyabet ve hipertansiyon olmak üzere pek çok hastalık için kolaylaştırıcı bir faktördür. Bu nedenle eğer koltuk altınızda renk koyulaşması varsa, diyabet riski açısından değerlendirilmeniz gerekir. Ama bu durum tek başına bir diyabet belirtisi değildir.

Obezite pek çok kanser türü için bir risk faktörüdür. Tek başına bir kanser nedeni olmamakla birlikte, tüm kanser ölümlerinin %10-15’i obezite ile ilişkilendirilmektedir.

Şeker hastalığı tanısı koymanın üç farklı yolu vardır. Birincisi ve en sık kullanılanı aç iken damardan alınan kanda şeker ölçümüdür. Normal açlık şekeri 100mg/dl’nin altındadır. Açlık şekerinin 126 mg ve üzerinde bulunması diyabet olduğunu gösterir. İkinci yol yükleme testi yapılmasıdır. Eğer açlık şekeri 100-125 mg/dl arasında ise yükleme testi gerekir. Açlık şekerine bakılarak diyabet tanısı koyulabiliyorsa yükleme testi gereksizdir. Yüklemenin 2. Saatinde 200mg/dl ve üzerinde ölçülen şeker diyabet varlığına işaret eder. Üçüncü yol ise günün herhangi bir saatinde şeker ölçümü yapılmasıdır. Bu ölçüm 200 mg/dl ve üzerinde ve aynı anda şeker hastalığına özgü yakınmalar da mevcut ise kişi diyabetlidir. Sizin durumunuzda yapılması gereken öncelikle sabah açlık şekerinizin ölçülmesidir. İlk aşamada yükleme testine başvurulması, sizin durumunuz için gereksizdir.